Cem Yılmaz Fundamentals

cem-yılmaz-fundamentals-afis

Cem Yılmaz aşığı birisi olarak ilk yorumumu son gösterisi olan Fundamentals için yapacağım. Bu güzel blog sayfasında yorumcu olarak yer almam için davetçi ‘na teşekkürler.. Ve başlıyorum:

İçinde bulunduğum yoğun duygu-durumumdan mıdır bilemiyorum ama Cem Yılmaz’ın önceki gösterilerine göre biraz vasat buldum bu sinema gösterisini. Gerçi her yapıt öyle değil midir: ilk’ten sonra gelen yapımlar ilk yapıtın yerini kolay kolay tutamaz, çünkü beklentisi fazladır. Ama yine de o bizim komedyenden öte toplum bilimci (sosyolojist) olan Cem Abimiz.. ‘Bir insan gülerken düşünemez’ der hep ama esasen ‘Kopartırken “Harbiden doğru söylüyor”u yaşattı/yaşatıyor her gösterisinde.. Kısaca sunumlarının derinliğine değinmek gerekirse; Cem Abimiz ülkesinin insanı, bizleri bizlere anlatarak ve de içeriğinde toplumsal tabuları yıkan anlatımları ile…

Bu gösterisindeki genel anlatışı “Biz kendimizi ezmesini çok seviyoruz”; sahip olduğumuz mesleklerde kendimizi küçümsememiz, ve en önemlisi de yurtdışındaki takıntığımız ezik havalar..

Kopartan anlara değinecek olursak da; birinci favorim: “Gurme Mehmet Bey”.. Mehmet abimizin bizden olan o yiyimci havasını ön plana çıkararak Cem Abi sağlam güldürdü. Kopturtan an Mehmet Bey’in her yemeği ilk defa görüyor oluşunu anlattığı sahne “Aa.. kavurma”.. İkinci favori ise açık büfedeki biz Türklerin o doyumsuzluğu.. Amerikan salatası altlığına patates cipsleri ile istinad duvarı yapıp tabağı büyütme mühendislik harikası sağlam güldürü patlaması.. Alta kısır konursa da kum zemine bina benzetmesi de zekice esprilerden..

Cem Abimiz evlilik sonrası da esprilerinin tadını kadın-erkek ilişkilerine bayağı bir odaklamış. Son bitiriş esprisi olan kadınların o “Bizim hallerimiz var” konusu tamamen toplum bilimci çözümlemelerden: ‘bizimkiler gri eşorfmanı çekiyor, evde blueray izlerken, beni anla: bizim hallerimiz var!’.. Elalem hatunlar 700 kişilik airbus’ı indirip kaldırıyor, kimisi çocuğunu sırtına beleklemiş hasat yapıyor. Üstüne çözümleme yok!

 

 

Taken 2 : Takip İstanbul

Image

Geçen filmden Liam Nelson’un öldürdüğü adamın akrabaları İstanbul’dayken kızını kaçırıyorlar. Liam arada baya bi adam dövüyor işte . Bu arada Liam’ın karısnı da kaçırıyorlar.Liam karısını kurtarıyor. Sonra kızı rehin tutulurken cepten kızını arıyor. Böyle bir kaç milimlik bi ajan işi cep telefonu felan var işte. Her neyse kızına nerdesin felan diyor? Kız bilmiyorum diyor. O zaman bi kaç el bombası at felan diyor , kız dışarı el bombası atıyor. Liam sese geliyor. Kötü adamları öldürüyor. Film bitiyor.

Life of Pi – Pi’nin Yaşamı

Life-of-Pi-2Film esas itibariyle bir kayıkta çekilmiş. Olay bir kaplanla bir çocuk arasında geçiyor. Gemi batıyor, bi kayık içinde bir çocuk, bir maymun, bir zebra bir de kaplan var. Ama önce kaplan zebrayı yiyiyor, sonra iyice acıkınca maymunu yiyiyor. Çocuk zekasıyla kaplandan korunmayı başarıyor. Başta kaplan çok saldırgan, çocuk da haliyle tırsıyor.Ama zamanla aralarında bir dostluk gelişiyor, kanka oluyorlar. Uzun uğraşlar sonunda bir adaya çıkıyorlar ama kaplan ardına bakmadan gidiyor. Çocuk orda anlıyor ki kaplandan dost olmazmış. Filmin ana fikri buydu sanırım.

“Suç Çetesi” 2013 filmi hakkında sütü seven kamyoncu dövmeli balerinin kuğu gölü balesi sesinde karalamalar

A.B.D’nin geçmiş zamanlarına yönelik (ama di’li geçmiş zaman eki) bir 7. sanat ürünü ile karşı karşıyayız. Kötü adam öyle bir kötü adamı oynamış ki yolda görseniz dövesiniz gelir.

Aman tanrım! Artı onsekiz tarzında bir açılış yani testere filminden bir sahne ile filim başlar. Meğerse filim gerçek bir hikayeden esinlenerek filme alınmış diye açılışta bizi kucaklıyor.

Filim görsel olarak belgesel tarzında o yılları iyi yansıtmış. Kıyafetler ve mekanlar gayet bizi o kasvetli yıllara götürüyor.Bu mekanda illegal bir gurup eleman “özel” olarak seçilerek kayıt dışı iş yapıyor.

Konusu gerçeğe bağlı olduğu için veya limiti sonsuza giden bir integral olması sebebiyle öyle uçarı kaçarı bir aksiyon yok. Silahlı çatışma ve Osmanlı tokatı gibi geleneksel kavga modellemeleri üç boyutlu olarak filimde yer almış. Araba kovalamaca vs. akıl oyunları tadımlık olarak yer almakta.

Belirli bir kurguya sahip bir filim, sonra neler olacak merak uyandırmıyor. Posterdeki hatunla bir adamın ilişkisi var ama alakaya maydanoz olarak balon amaçla hikayeyi yamamak için koymuşlar. Sonunu biraz epik olarak bitirmişler, ama daha iyi bitebilir miydi?

Kısaca, hafif belgesel tarzda bir polisiye soslu romantizm kokusuz bir filim olarak izlenebilir. Beklentiniz çok olmasın. Sadece havayı içinize çekin. Çıkışta bir şey hatırlamayacaksınız.

Filim sonunda aklınızda kalacak tek cümle ise…

“Get me these mother f*ckers!” (Uydurdu.)

Dipnot: Özel istek sebebiyle filme puanım: altınoktakırkbeş/on

2013-blog-gangster-squad-group

Looper – Zaman Yolculuklu Film

Şimdi adamın biri var böyle gelecekten adam yolluyorlar buna bu da öldürüyor. Bunlar şirket gibi birşey, ondan sonra buna adamın yaşlanmış halini yolluyorlar Burus Vilis olarak ama Burus kurşun geçirmez yelek gibi bişey yapmış kurtuluyor felan.  Kurtulunca şirket elemana çok kızıyor. Sonra gelecekteki haliyle adam kanka oluyor felan . Sonra bi çocuk var biraz piskopat kızınca herkesi havaya uçuruyor felan. Birlikte onu engellemeye çalışıyorlar . Film şaşırtmacalı olmuş. İzlemeye değer. Puanım 7,56 g/cm3 .

1

“Yedi Psikopat” 2013 filmi hakkında simitten kalan susamlara dokunuşla tedavisel karalamalar

Aman tanrım!

Öncelikle Favori Aktrisim olan Olga K. için bu film dikkatleri çekmektedir.
(Ki fragmanlarla beraber 2,5 dk filmde yer almıştır.)

Diğer isimlerde yabana atılacak oyuncular değil hani.

Filimin posterinde de ilgi çekmek için büyük büyük isimler yazmışlar ama bu isimlerin çoğu sadece figüran amaçlı vesikalık poz verip gitmiştir.

Bir iki parmağı geçmeyen Geleneksel filimleri ti’ye alan bir beyaz perde ürünü ile karşı karşıyayız. Filmin Türü “Komedi, Suç” olarak geçse de, çok hafif bir şekilde bu işi yapıyor. Güldüren sahneler daha çok klasikleşmiş filimler ile dalga geçirilerek yapılmaya çalışılmış. Ama filimin bazı yerlerinde komediden uzaklaşarak tempoyu inanılmaz düşürmüşler. Hatta bir ölüm sahnesi var, direkt karakter için üzülüyorsunuz, komedi puf olup gidiyor.Küçük konular hikayeye yerleştirilmiş ama bunlar balon amaçlı vakit kazandırmayı hedeflemiş.

Bu filimin farklı yanlarından birisi de hafif absürt tarzda, ezber bozan sahneleri içermesidir.  Sanki sayın senarist “aaa bu da olsun filim de, bu da güzel gibi” hemen koyalım diye diye  sahneleri birbirine bağlamıştır ve arkadaşlarını kırmamak için onların fikirlerine de yer vermiştir. Bu yüzden filmin atfedilen hikayesi tam işlenememiş.

Kısaca, bir yazarın 4 ortalı kareli karalama defterinden nasıl bir hikaye film yapılır, görmek istiyorsanız bu “yarı pişmiş” absürd soslu filme göz atınız derim.

Filim sonunda aklınızda kalacak tek cümle ise…

“Paw, paw, paw…”

Bu ne biçim senaryo arkadaş!